 |
Kıbrıs gazetesi yazarı Mehmet Ratip'in dün köşesinde yayımladığı, beğenerek okuduğum yazısını buraya koymak gereğini hissettim.
'Kremini'nin sesi
Öyle bir aile düşünün ki sürekli ve düzenli olarak meçhul kişi veya kişilerin saldırısına uğruyor. Ne daimi ölüm tehdidi altında yaşayan bir mafya ailesinden, ne de yalnızca şansı yaver gitmeyip de kadersiz rastlantılar sonucu kör bir şiddetin kurbanı olan bir aile... Söz konusu olan, bir cinayet kurbanının, merhum gazeteci Kutlu Adalı'nın ailesi.
Ailenin talebi adalet olunca, 1996 yılındaki cinayetten bu yana sistematik bir biçimde süren psikolojik ve fiziksel işkence seanslarından yalnızca 2009 yılına sığanlar gösteriyor ki adaleti susturmaya, öldürmeye teşebbüs etmenin sonu yok. Kutlu Adalı'nın kızı Kut Adalı'nın geçen şubat otomobili taşlanmıştı. Şimdi de, birkaç gün önce, Kutlu Adalı'nın eşi İlkay Adalı, kedisi Kremini'yi kuyruğundan evin bahçe kapısına iple asılmış vaziyette buluyor. Bu "nefret ipi"ne Kremini'yi kuyruğundan asanlar, bir "sevgi ipi"ne İl Adalı'nın yaseminlerinin dizilmesini istemeyenler belli ki kana susamışlar.
Yanlış birileri açısından bir şeyleri doğru yapmak: Ölümüyle haber olmakla kalmayıp, ölümüne rağmen haber yapabilen gazetecilerin işidir bu. Dilin ölümsüzlüğü onları bir iyilik meleği gibi daima kollar. Otomobil taşlayanların, kedi işkencecilerinin aklında, mekanik ve hayvani yok etme dürtüleriyle bile bastıramadıkları bir kâbus var: Bu kâbusta, Kutlu Adalı'nın öldürülmesine rağmen ve öldürülmesi yüzünden, birilerinin vahşet ve çıkar arasında kurduğu o adaletsiz dengeyi bozabilen bir ses yazılıyor hâlâ soluduğumuz havaya, aşındırdığımız sokaklara; farkında olmasak da, belleksiz bir toplum olarak adalet feryadını duyamayacak kadar ağır işiten kulaklarımız olsa da, bu ses yankısını yitirmiyor.
Bu psikopatların hiçbir zaman aşamayacakları korku, gün ışığında yakalarına sarılan karabasan, bu sestir işte. Kremini gibi dilsiz bir hayvancığa da ses veren bu sestir. Gazeteciyi öldürüyorlar ama susmuyor; derdini anlatamayacak bir kediyi asıyorlar ama o bile bir şeylere tanıklık edebiliyor, dile geliyor. Haksız ölüm, dile geliyor. Ölümsüz bir adalet meleği veya adil bir ölüm meleği, katillerin ve işkencecilerin taşlandığı, ayaklarından tavana asıldıkları bir geleceği birkaç saniyeliğine de olsa gözler önüne seriyor, sonra da utanarak sakin bir şekilde köşesine çekiliyor. Ardından sahneye acı dolu ama erdemli bir aile çıkıyor; her şeye rağmen muhafaza edebildiği, ellerinde kaldığı kadarıyla, bir tutam huzurla gözlerini kapatıp bir elinde terazi, bir elinde kılıç o vicdani kurtuluş gününü bekleyen bir aile. Can alarak tanrı rolünü oynadığını sanan zavallıları çileden çıkaran, işkenceci katillerin küçük beyinlerini dünyadaki cehenneme sürgün eden bir sabır. Mezar taşıyla övünmeyen, mezar taşına taş çıkartan bir sabır taşı.
Sevgül Uludağ, 2007 yılında katıldığı Uluslararası Gazeteciler Federasyonu'nun Moskova Kongresi'nde, son 10 yılda tüm dünyada 1,500 gazetecinin öldürüldüğünü ve bunların %84'ünün katillerinin cezasız kaldığını söylemişti. Aynı yıl gerçekleşen Hrant Dink cinayetini hatırlarsak, ve en az katillerin cezalandırılması kadar katil şebekelerinin, azmettiricilerin ve soğukkanlı komplocuların ifşa edilmesinin ve yargılanmasının da önemli olduğunu düşünürsek, merhum Ermeni gazetecinin yargılanan katiline rağmen hâlâ %84'te yer aldığını söylememiz gerekir.
Bir başka can alıcı detayı, Dink'i öldürmekle yargılanan katilin 20 yıl hapsinin, Türkiye'nin önemli istihbarat kuruluşlarının cinayetle ilgili ihmallerini ve yalan bilgiye dayalı belge düzenlediklerini "Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları" kitabında açığa çıkaran gazeteci Nedim Şener'in ise 28 yıl hapsinin istendiği gerçeğini düşünürsek, gazeteci ve katil kimlikleri arasında sabitlenen ve resmî düzeyde kabul gören değer farkını görürüz.
Usta yazar Eduardo Galeano, "insan sesine övgü" diyerekten şöyle yazar: "Jíbarolar diye de bilinen Şuar Kızılderililerinin, tepeledikleri düşmanların kafalarını kesmek gibi bir âdetleri vardı. Yenilgiye uğrayan savaşçının dirilmesini önlemek için kestikleri başı kurutup küçülterek avuç içine sığacak boya getirirlerdi. Ama gene de düşman, ağzı sımsıkı kapanıncaya kadar kesinlikle yenilmiş sayılmazdı. Şuarlar da ölmüş düşmanların ağızlarını kapayıp hiç çürümeyen ipliklerle dikerlerdi."
Yasemin dizmek, kedi asmak, ve düşmanın ağzını dikmek için kullanılan iplikler... "Yürekten geliyorsa, konuşmak gereksinmesinden kaynaklanıyorsa, insan sesini kimse susturamaz," der Galeano. Şuarların korkusu da budur zaten, öldürdükleri düşmanlarının bile sessiz kalmayacaklarını bilirler. Birilerinin korkusuzca, onurla düşmanı olabilmiş Kutlu Adalı'nın sesi, geçen gün işkence edilmiş 13 yaşındaki Kremini'nin gazetede yayımlanan fotoğrafında duyuldu yeniden. Bu biçare kedinin uyuyup dinlendiği, kendine gelmeye çalıştığı sandalyeyi yaseminlerle süslemek gerekir şimdi. Hemen ardından da o güzel kokuya eşlik ederkenki haliyle fotoğraflamak gerekir Kremini'yi.
Sonra, "Kremini her şeye rağmen mutlu" başlıklı haberde yer alır o fotoğraf. O haberi gören işkenceci, Kremini Adalı'nın resminden, yoğun bir yasemin kokusuyla birlikte yükselen bir ses duyar. Ürperir ama belli etmemeye çalışır. Fayda etmez, ne nefretle sövebilir, ne de pis pis gülebilir. Ürpermeyi bırakır, dehşete kapılır. Ağzının hiç çürümeyen bir iplikle dikilmiş olduğunu fark eder. Yırtınır, ses çıkaramadıkça nefessiz kalır. Gözleri kanlanır, ama ağlayamaz, o insan hakkından çoktan feragat etmiştir. Bir tabut boyu hücreden farkı kalmayan küçük dünyasında bir ömür boyu panikatak geçirecektir.'
(Kaynak: 27 Eylül Pazar tarihli Kıbrıs gazetesi, bkz. http://www.kibrisgazetesi.com/index.php/cat/2/col/114/art/12444/PageName/Ic_Haberler) |
| |
(
fuzzy
,28.09.2009 01:05:08)
|
| |
 |
Kutlu Adalı'yı ve ailesinin yaşadığı çileyi anlatan yazıların en güzeli.Tebrikler Mehmet Ratip'e... |
| |
(
Filiz
,28.09.2009 17:02:40)
|
| |
|
| |
|